BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR Sayfa BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR BABAYAGMUR " allowscriptaccess="always" width="193" height="230">

   
 
  Sıkıldım Bu Şehir Hayatından
 
 
Sıkıldım artık bu şehir haberlerinden. Ben bilmem öyle yüksek otel ve plazaları... Medeniyetle gelen büyük yapılar köprüler viyadükler, trafik lambaları, öyle birbirlerini tanımayan yüz binlerce, milyonlarca insanlar, bunların yaptığı kavga gürültü, vizyona yeni giren filmler, uçacaksın uçacaksın diye insanları uçurmaya çalışan, şaka şuka tarifiyle kendini yerden yere vuran, kızları da alın askere diye bangır bangır bağıran, o şimdi asker canı neler ister diye çırpına çırpına çırıl çıplak kalan, sokaklarındaki doğal defileler yetmezmiş gibi ayrıca özel sokak defileleri yapılan, otobüs otobüs, tren tren, insanların paketlenerek taşındığı, insanların birbirlerine hediye olarak sunulduğu, o dağı taşı altın olan ama insanların açlık, susuzluk, soğuk ve hastalıklardan öldüğü veya keyif için öldürüldüğü, anlamsız, saçma, gayri ahlakiliğin moda, imaj, özgünlük, özgürlük vs.vs gibi kalıplarla hoş gösterilmeye çalışıldığı yerlere ait haberleri izleyip dinledikçe içim daralıyor, bunalıyorum ve böyle bunaltılı dönemlerde gönlüm hemen uçup gidiyor geldiğim yere anlaşılır manasıyla; Hariç ve dış taraf. * İstanbul harici olan memleket. * Merkez-i hükümet hâricinde olan yere yani taşraya. Köyüme... Yazın sıcağında uçsuz bucaksız yep yeşil meralarda bir taraftan tezek topladığım, bir taraftan gelincik kovaladığım günler gelir aklıma. Damında kuşların ötüştüğü evimizin kireç sıvalı kerpiç duvarının dibine oturur, yarı olgunlaşmış meyvelerimize bakarım, gel albeni vişnelerimizi hayallerim, yeni yumurtlamış tavuk çığlıkları arasında anamın kuyudan emme basma tulumbayla oluk, oluk buz gibi su çekişi gelir gözümün önüne içim ferhlar kanarım suya. Kocaman kocaman pamuk dağları gibi, bir o yana bir bu yana koşuşturan, kah eli bastonlu dede, kah memleketi kurtaran ata, figürleri ile dans eden bulutlara bakarım, bazen bir keyfe gelir dalar girerim aralarına. Birlikte uçarım onlarla, Kol kola girerim atayla birisi beni sallayıp uyandıranaca.. Tarlalarda koşup zıplayan itleri, elinde Hasan usta bıçağı ile deynek yontan dedeyi hatırlarım. Birbirine hiç benzemeyen figürlerden oluşan bu tablonun ahengine mest olurum.. Kolunda helkesi kovası, Süt sağmaya giden elleri kınalı, Yarı utangaç yarı cüretkar, Göz altından çevreyi süzen kızları, Hatırlarım. Işıl ışıl Kap kara gözü ... utanmaktan kıpkırmızı olmuş yüzü ile, bana özel ürkek, masum ve tertemiz bakışları hatırlarım... Çocukluk işte... Biraz tebessüm. Biraz üzüntü... Kalbimde o günlerden kalma bir kıpırtı... Bir sürü düşünce bir sürü duygu hepsi bir arada, sevinirim,üzülürüm, utanırım bende onun gibi. Gözlerim dolar. Ağlarım bazen Rahatlarım. > Durup dururken birden Köyün ortasındaki en yüksek evin tepesinden; Duyduk duymadık demeyiiin... Bu gün ilkindileyin herkes baş pınara öz ayıklamaya gideceeeek.. diye bağıran köy tellalını hatırlarım. Kazma küreklerle başpınara akışan insanları, Muhtara inat gitmeyen, gitmediğini göstermek maksadı ile dama çıkıp sigara tüttüren insanlar gelir aklıma gülerim. Un ufak olmuş toprak yolda, Son model Mercedes arabada, Boyalı cilalı kadınlarla izlendiğinin farkında mutlu bir şekilde tozu dumana katıp giden almancının ardından, Zabidin Osnmanın yanık sesini duyarım. ‘ben pınaraaa varmadım elim yüzüm yumadııım kör olayım arzuuu ben bileziğin görmedim’ türküsü eşliğinde at arabasıyla tıkır tıkır gidişi gelir aklıma, o günkü gibi yine gülümserim. Daha buraya nakletmeye imkan ve zaman bulamadığım çok katıksız tertemiz hayatları mesela bostandan koparıp şöyle bir döşüme sürüp yediğim domatesin lezzetini, Daha kırağısı üstünde kıtır kıtır mis kokan salatalıkları, Hüüüp diye ekstra bir gayretle suyunu yutmaya çalıştığım ekşi erikleri hatırlarım... Şimdi artık hayalde olsa; Çıkartıp çoraplarımı, Söğüt ağacının gölgesinde Otururum çimlere, Yaslanırım iyice ağaca, Ayaklarımı sokarım öze, Gözlerimi kapar, Başımı ağaca dayar,
O günlerde hala İkballe kavuşamamış olan Taksimin etliğin yanık türkülerini dinlerim. Üzülüp sıkıldımmı ben; Masamda Hemen Yumar gözlerim oraya ... Köyüme giderim. (Sıkılıp usandınızmı sizde yumun gözlerinizi sizide beklerim) Hüseyin ULUSOY Yoz.19.07.2005





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
B A B A Y A G M U R
 
INFOMELDUNG_LOGINBOX
Facebook
 
Reklam
 
muhasebe
 

Sitene Hava Durumu Ekle
Sitene Altın Fiyatları Ekle
Sitene Döviz Kuru Ekle
Sitene Gazete Ekle
 
ttp://in.sitekodlari.com/mebhaber6.js">
 
 
IP adresi tütüne son
 
Bugün 4 ziyaretçi26942 kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=